Pardus “pyraf” Kurulumu

Pyraf Logo

PyRAF, Python betik dili temel alınarak IRAF tasklarını çalıştırmak için geliştirilmiş bir komut dilidir.

Aklımda hep vardı Pardus’a pyraf‘ı kurmak. Ve bunu yaptıktan sonra tabii sizlerle paylaşmak en büyük zevkim… Bu yazıda o yüzden Pardus’a pyraf kurulumunu anlatacağım.

Size bir sır vereyim mi? Valla kendi kişisel kullanımımda IRAF yazılımı ve hele hele pyraf’ın kusursuz çalışması olsun, kurulum kolaylığı bakımından olsun, Pardus gibi hiç bir dağıtım olamadı… O yüzden her zaman Pardus’a destek vereceğim ve elimden geldiği kadar her türlü özgür yazılımın pardus üzerinde koşulabileceğini göstermeye çalışacağım…

Daha önce bu yazımda Pardus’a IRAF kurulumunu ayrıntılı olarak anlatmıştım. Şimdi pyraf’ı da kurabilmek için ilave bir takım şeyler daha yapacağız…

Öncelikle ek “tables” ve “stsdas” paketlerini kuracağız.

su iraf

cd /iraf/extern/

mkdir tables stsdas

cd /iraf/extern/tables/

wget http://stsdas.stsci.edu/download/tables_3.12/tables3.12.tar.gz

tar -zxf tables3.12.tar.gz

rm tables3.12.tar.gz

cd bin.linux/

wget http://stsdas.stsci.edu/download/tables_3.12/tables3.12.bin.redhat.tar.gz

tar -zxf tables3.12.bin.redhat.tar.gz

rm tables3.12.bin.redhat.tar.gz

cd /iraf/extern/stsdas

wget http://stsdas.stsci.edu/download/stsdas_3.12/stsdas3.12.tar.gz

tar -zxf stsdas3.12.tar.gz

rm stsdas3.12.tar.gz

cd bin.linux

wget http://stsdas.stsci.edu/download/stsdas_3.12/stsdas3.12.bin.redhat.tar.gz

tar -zxf stsdas3.12.bin.redhat.tar.gz

rm stsdas3.12.bin.redhat.tar.gz

cd /iraf/extern/stsdas

python python/compileall.py ./python

python python/compileall.py ./python/*

nano /iraf/iraf/unix/hlib/extern.pkg

Not: Bu işlemler sırasında herhangi bir sorun yaşarsanız komutların önüne “sudo” ekleyiniz.

“extern.pkg” dosyasını düzenlerken içerisindeki herhangi bir satırı silmeyiniz. Sadece aşağıdaki gibi görünüme kavuşması için gerekli satırları ekleyiniz (tables ve stsdas). Ayrıca bazı satırların çalışabilmesi için, ilgili satır başından “#” karakterlerini silmeniz gerekecek.

extern.pkg ‘nin içeriği aşağıdaki şekilde olmalıdır.


reset noao = iraf$noao/

task noao.pkg = noao$noao.cl

reset tables = /iraf/extern/tables/

task tables.pkg = tables$tables.cl

reset stsdas = /iraf/extern/stsdas/

task stsdas.pkg = stsdas$stsdas.cl
task apropos = stsdas$apropos.cl

reset helpdb = "lib$helpdb.mip \
,noao$lib/helpdb.mip \
,tables$lib/helpdb.mip \
,stsdas$lib/helpdb.mip \
"

keep

Evet IRAF ile işimiz tamamen bitti. Şimdi “pyraf” için hazırlıklara başlayabiliriz. Öncelikle bağımlı olduğumuz paketleri kuralım,

sudo pisi it tcltk tcltk-devel python-numpy readline readline-devel python-urwid python-pmw ipython python-matplotlib

Merak etmeyin yukarıdaki python-numpy işimizi çözemeyecek:)

Bu yüzden buradan NumPy’i indirmemiz gerekecek:)

stsci_python‘u da indirin… :)

Sonrası gayet kolay…

Sırası ile şu adımları uygulayın…


su iraf

tar -xvf numpy-1.6.1.tar.gz

cd numpy-1.6.1

unsetenv F77

unsetenv F2C

python setup.py install

cd ..

tar -xvf stsci_python_2.12.tar.gz

cd stsci_python_2.12

python setup.py install

stsci_python paketi yüklendi… test etmek isterseniz şu komutu verebilirsiniz…


python testpk.py

exit

Şimdi pyraf’ı kurabiliriz… Tabii öncelikle buradan indirelim…


tar -xvf pyraf-dev.tar.gz

cd pyraf-dev

sudo python setup.py install

Evet artık pyraf’a sahipsiniz…

Terminalde “pyraf” komutunu vererek çalıştırabilirsiniz…

Posted in Özgürlük İçin | Leave a comment

ENBERİM…

Sensiz uyandığım her gün hesap soruyor bana… Çünkü bu sensizlik diğerlerinden farklı… Seninle olma imkanım varken, hayatın devam eden koşuşturmaları sebebiyle senden ayrı düşmek, ne büyük bahtsızlık değil mi? Üzülme, hemen gülümsemen belirsin yüzünde… Sensizliğin ne demek olduğunu gayet iyi biliyor bu yürek… Senden ayrı geçen her bir saniyeye sığan yılların izleri hala devam ederken, yanında geçecek saatlerin yerini saliseler alacak insafsızca biliyorum…

Mutluluk kardeş bizi sevmiş olmalı… Cömertçe bırakıyor bereket dolu sevda tohumlarını üzerimize… Güneş daha bir aydınlatıyor sistemini o günden sonra… Ay bir başka selamıyor göründüğü gecelerde artık seni… Ay’a bakarak seni düşlesem, utangaç bir çocuk gibi kulağına fısıldayarak anlatıyor acınası halimi… Beni saran rüzgar, en ılık haliyle seni kucaklıyor “daima yan yanasınız aslında” demek için…

Ama yine de yetemiyorlar…

Bambaşkasın sevgili…

Hayallerim sonsuzluğa kavuşuyor senin varlığını hissettikçe… Neyse seni üzen şu dünyada, boğmak istiyorum tüm nefretimle… Varlığının anlamını haykırmak istiyorum tüm evrene… Zamandan ve mekandan sıyrılmak istiyorum senle, sadece sende kaybolmak için…

Özlem duygusu…

Bu duygu mutluluğuma gölge düşürse de değerini her daim anlamamı sağlıyor… Sanırım ona teşekkür etmem gerek… Ama yine de bu duyguyu unutmak istiyorum. Tek yaşadığım, yanında hissettiğim içime sığmayan o tarifi imkansız duygu olsun her daim… Tek hissettiğim sen ol, tek bildiğim yanında olduğum olsun…

Beni seven her insanda seni buluyorum sevgili… Sende de onları…

Sevgilerini hissettiğim her an seni de hatırlıyorum… Seni hissettiğim her an da onları…

İyi ki varsın sevgili… İyi ki sen varsın… Yaşam seninle güzel… Seninle yıldızlar daha parlak, seninle Güneş daha aydınlık, seninle Ay daha belirgin…

Bu masal hiç bitmesin diye diliyorum… Bu masal da bir “son” olmasın… Bu masal da “sonsuzluk” olsun…

Her gece rüyalarımı hayalin, günlerimi ise sen süsleyesin..

Ve bana o gün geldiğinde bir peri olduğunu itiraf edesin…

Sihirli değneğini gizlemeden yaşayacağımız…

Sihirli sözcükleri daima söyleyeceğimiz…

Bıkmadan, usanmadan…

Not: Bu yazı başta “enberim ve anneannem” olmak üzere tüm kadınlara armağandır…

Posted in Serbest Yazılar | Leave a comment

KALBİNİN KIŞ MEVSİMİ

Kalbinin kış mevsiminde denk geldim sana… Elimi her bıraktığında üşüyorum… Sevdan ile ısınan kalbim yetemiyor artık… Sonsuza kadar tutmak istiyorum… Sonsuza kadar yanmak…

Ama…

Senin yüreğin yorgun… Ve bu yorgunlukla sunulan her bir davranışta sezilen tedirginlik… Bana sunulan sevgi daha çok bir saygı gibi… Hak ettiğim düşünülen bir saygı…

Umurumda değil esasında nasıl sevildiğim… Gerçek aşık, karşılık bekleyerek mi sever? Umar belki evet, ama beklediği asla karşılık değildir…

Ne olur demesin artık kimse bana… “Senin gibisini mumla arasalar bulamazlar.”  diye… Öyle bir yerde kaybolmuşum ki, mumun ışığı yetmiyor beni bulmasına… Her zaman karanlıkta kalıyorum… Her zaman karanlıkta… Mumun dibine kadar da gitsem, bir bakıyorum aranan ben değilim…

Bilemiyorum…

Sanal dünyalarda bile, içimin içime sığmayışı gözyaşı döktürüyor ona sabahlara kadar… Mutlu olmak varken, melankoli köşede sobeliyor beni… Saklanamamışken…

Ne olur demesin artık kimse bana… “Sen en iyisini hak ediyorsun her şeyin.” diye… Benim aradığım en iyi değil ki… En sevdiğim… Yanında en mutlu olduğum…

Ne olur demesin artık kimse bana… “Bir gün sıkılacaksın!” diye… Öyle bir gün yok bu dünyada… Olmayacakta… İçimdeki uzak bakışlı şairin öğüdü var bana…

Ne olur demesin artık kimse bana… “Olmayacak!” diye… Güzel umutlar beslensin sadece kehanetlerin olmadığı bir dünyaya…

Ne olur demesin artık kimse bana… “Zannediyorsun…” diye…

Bütün bu can acıtıcı öğütlerin yanı sıra yine hayal kuruyorum…

Gün olur mu bilemiyorum, başımı yastığa koyup, mutluluktan uçarak uyuduğum? Heyecanla uyandığım… Deli dolu bir ses duyduğum… Yaşam dolu bir bakışa dakikalarca baktığım… Elini hiç bırakmadığım… Kalabalıktan utanmadığım… Saatlerce telefonlaştığım… Doyasıya konuştuğum… Kelimeleri sayamadığım… Defalarca “seni seviyorum” dediğim… Lunaparka, pikniğe, tatile gittiğim… Sımsıkı sarıldığım… Uçurtma uçurup, bisiklete bindiğim… Saatlerce kitap okuyup, dizinde uyuduğum… Yüzüne şiirler okuyup, şarkılar söylediğim…

Gün olur mu bilemiyorum, Güneş’in ilk parıltılarını sana ve bana armağan ettiği… Ay’ın her evresini beraberce selamladığımız… Akan yıldızların sonsuzluktan bize haber getirdiğine şahit olduğumuz… Senin şehrinin yağmurunda sırılsıklam ıslandığımız…

Ve gün olur mu bilemiyorum, beni saygı gibi değil, gerçek bir sevgi ile şeksiz sevdiğin…

Gün olur mu dersin? Gün olur…

Posted in Serbest Yazılar | Leave a comment

AŞK SONSUZA GİDERKEN

Karmakarışık her şey, en basit hayatımızın içinde… Sevgi dağları çok yüksek… Hayallerimi taşıyan uçağım aşar mı bu geçit vermez dağları? İnancım sonsuz ama eksik bir şeyler var…

Kaç senemiz var ki zamanda? Limit sonsuza giderken, yaşam ise mezar hiçliğine çoktan yol almış … Gereksizce harcadığımız anlamsız saatler endişeler, kaprisler, ön yargılar… Mutluluk neden hep orada, kaf dağının ardında olmak zorunda? Çok mu bir şey istedik ki? Kimin terazisi adaletle tartabilir her şeyi? Herkes kefelerinin altına çoktan ağırlıklar gizlemiş… Başta Tanrı desem, dersiniz ki: “Çok sığ bakıyorsun. Geniş perspektifte aslında adaletlidir…” Peki, peki, peki… Öyle olsun…

Yanında olmak… Bana armağan edilmiş en güzel hediye… Her bir saniyem paha piçilmez mücevherlerim… Saatlerim yaşanmamış cennetin dünyadaki temsili… Yanında henüz yaşamadığım günlerim ise çoktan iremim…

Neyse… Geçelim mi bu günü? Hayalimizin zaman makinasına binelim… Kapayalım gözlerimizi…

Ben…

On sene sonrasını hayal ediyorum… Hala öyle aşığız ki birbirimize bugün yaşadığımız anlamsız kaygıların hepsi boş geliyor… Sevgi ile sarılıyoruz… Sanki birbirimizde kaybolacakmışızcasına… Sımsıkı… Ve gözlerimizin sonsuzluğunda kendimizden geçiyoruz…

Yirmi sene sonrasını hayal ediyorum… Birlikte gezmediğimiz şehir kalmamış… En son senin şehrindeyiz, yine yuvamızda… Gururla seyrediyoruz en sevdiğimiz filmimizi, çekirdek ailemizi oluşturan bizden parçalarımızla…

Otuz sene sonrasını hayal ediyorum… Hayat çok fazla yıpratmış olmalı bizi… Ama sevgimiz en şifalı merhem oluyor, tutultuğumuz ölümcül hayat hastalığına… Yine de hayaller kuruyoruz, sonsuzluğa iz bırakmak üzere…

Kırk sene sonrasını hayal ediyorum… Senin için yazdığım onca şeyi okuyorum sana doyamadan… Az geliyor, yetmiyor… Haykırıyorum sana olan sevdamı hala… Sesim daha bir ürkek oluyor o zaman… Nefes nefese kalıyorum yaşlılığın verdiği acizliğe aldırmayarak, senin için ölüme meydan okuyorum…

Elli sene sonrasını hayal ediyorum… Görmeyi çok istediğim Halley kuyruklu yıldızını, seninle izlerken yüzüne bakıyorum… Bir hayli yaşlanmışsın, ben de öyle… Ama hala benim bakmaya doyamadığımsın… Belki Edmund Halley’den daha şanslı hissediyorum kendimi ama çok sürmüyor… Yaşama veda etmem için, senin ellerinden nazikçe alıyor beni ölüm… Giderken yanımda sadece sen oluyorsun… Sadece sen… Dudaklarından öpüyorum… Ve ömrüme değer kattığın için teşekkür ediyorum… Yüzüme düşen inci tanelerini hissedemeden benim için perde kapanıyor…

Altmış sene sonrasını hayal etmek istemiyorum!.. Sensizliği tasavvur ettiğim bir hayat olmasın!..

KESTİK!!!

Posted in Serbest Yazılar | Leave a comment

FARK EDİLMEMEK

Neden bir türlü itiraf edemiyorum anlamıyorum kendime, aslında beni sevmediğini? İki kişi yerine kendi kendimle yaşar oldum bu sevdayı… İki kişilik… Fazla naz aşık usandırır derler. Ben bir türlü usanmadım. Usanmayı da asla düşünmedim… Bu kadar gaddar bir yüreğe karşı, nasıl bu kadar merhametli olunur? Tek açıklaması “aşk” olmamalı. Olmamalıydı… Ama o gaddar yüreği o hale getiren kişi idi belki de hala engel olan. Bir başka gaddar yürekli…

Kıyamıyorum… Kurtarmak istiyorum… Hayat manam, hücre çeperi olan hücreler topluluğunun, keyfiyatı ile idame ettirilemezdi… Ama hala bu en küçük canlı yapı birimi hücre çeperli olan kişi, daha fazla düşünülüyordu benden… Adaletsizce…

Dinlediği her şarkı, izlediği her film, baktığı her resimde onu hayal ederken, beni nasıl sevdiğine inanabilirdim ki? İçindeki küçücük su damlacıkları bir şelaleye nasıl dönüşebilirdi? Kabullenmeliyim… Ciğerim yana yana, boğazımda düğümler oluşa oluşa kabullenmeliyim bu durumu… Göz yaşlarım zaten akmaya dünden razı… Canım çoktan feda idi ama olsun… Tutarım… Tutamayacaksam da… Ne yapayım? Savaştıkça küçülüyorum… Onun iyiliğini istedikçe daha da kırıyorum… Farkında değilim ki güzel bir şey dilemenin o diyarlarda suç olduğundan… Bunlar da en büyük belirtisi idi sevmediğinin… Neden üsteledim ki? Neden? Evet onu çok sevdiğimdendi. Kılına “bir yürek taşıdığından haberi olmayan insanlar” zarar vermesin diyeydi her şey… Ama istemiyordu yardımımı… Çünkü sevmeye çalışmıştı geçmişte bir zamanlar sadece o kadar… Şimdi belki de acıdığı içindi dostluğu…

Ben ise onu bambaşka görüyordum. Yeri o kadar değerli ki gönlümde, dostluk çok çok aşağılarda kalırdı gözümde… Bu seviyede bakmak haksızlık olurdu kendime… Yalancılık olurdu…

Toz pembe görünüyordu hayallerim, söylemlerim. Aslında her biri yürektendi… İnandıramadım…

Bazen şu yüreğimi söksünler istiyorum… Alsınlar… Şu dünyaya uygun olanıyla değiştirsinler istiyorum… O kadar ağır geliyordu duyduklarım, yaşadıklarım… Bir gün taşıyamayacak gibi geliyor… Şu satırları yazarken tarifsiz bir sızı duyuyorum yüreğimde… Hafifletecek ne var diye o kadar çok arıyorum ki… Bulabildiğim tek şey oluyor; yazmak, içimi dökmek satırlara… Beni anlayan bomboş sınırsız sayfalara… Sınırlamadan…

Bir şey olsun ne olur dünyada beni teselli eden… O kadar yorgunum ki artık… Sevmekten değil, fark edilmemekten… Adalet eksikliğinden… “Aşkta adalet olur mu?” derseniz… “Canınız sağolsun”…

Ama…

Ben yine de kararlıyım akıl almaz bir delilikte, yeni nesil bir “Yusuf” olmaya… Bir gün hükümdarlık sırası bize de gelir elbet… Belki o zaman ispatlarım gerçek sevginin ne demek olduğunu…

Posted in Serbest Yazılar | 1 Comment