YOLDA 4: SENİN SEYRİN

Yoldayım…

O şehir beni bekliyor ve o şehrin kalbinde yaşarken, onu hayal ediyorum…

Yoldayım…

Hayallerde acı çeker halde ama rüyalarında mutlu… Hayaller beni uzaklara götüren birer zihin köprüleri. Rüyalar ise beni teselli eden iyi bir dost gibi. Sadece benim için kapatılmış beynimin sinemalarında, her salonda sen varsın. En sevdiğim romantik film: “Sen ve Ben” …

Yoldayım…

Benim için gereksiz, diğerleri için gerekli görünen bir mola verildi. Otuz dakika… Senin yaşadığın şehre kavuşabilmek için otuz dakika daha gecikeceğim… Otuz dakika…

Yoldayım…

Molaları hiç sevmem… Sensizlik molasına zorunlu tutulmuşken, neden seveyim ki? Molalı bir yolculuk gibi miydi yoksa benim sevdam da? Ya da öyle mi olmak zorunda idi? Benim için değil, senin için iyi gelecekse hoş ona da katlanırım ya… “Sen” kelimesi bile yüreğimi titretiyorken… Duygularımın kaptanı kalbim, neden bu yolculukta mola vermek zorunda?

Yoldayım…

Kulağımda FD yine yapacağını yapıyor. “Sevgili Öyküler” şarkısı çalıyor.

“Sevgi sıcacık sarsan üşümesem

Sensizliği asla düşünmesem

Soluğum olsanda beni yaşasan

Yeniden doğmak ister misin?

Sevgi…”

Yoldayım…

Arasam ne hisseder acaba diye düşünüyorum. Bekler mi? Yoksa tamamen mi kaçar? Bilemiyorum. Tıpkı kafese kapatılmış bir kuş gibi hissediyorum kendimi… Çırpınıp duruyorum. Kanatlarım var ama uçamıyorum…

Yoldayım…

Hafif bir yağmur çiseliyor. Belki de muhtaç olduğum bu diyorum. Kalbim tıpkı sensizlik çölü gibi… Çatlakları sürekli büyüyor. Duana çıksam gelir misin? Eskiden yazdığım bir kaç satır aklıma geliyor.

“Hadi artık yağmur ol, yağmur ol gel yağ üstüme,

Islat ıslat kalbimi çöldü daha önce.”

Yoldayım…

Etrafta pek çok yanmakta olan anızlar görüyorum. Dumanlarını dağların üzerine çökmüş sisler sanarak… Bilinçsizce yapılmış bu davranışın sonucunu kestiremeyen garip insanlar… Verim almanın gereği mi bu? Yakılmasa barındırdığı çeşitli haşerat ve nebatat daha faydalı olacakken, gözle görülmediği için vahşice yakılıyorlar… Senin de kalbini birisi mi yaktı? Ya da ben de mi öyle yapmalıyım? Kalbinde hasatı yapılmış sevgi kırıntılarını barındırdığı canlılar ile birlikte yakmalı mıyım, kendi sevgi tohumlarımı ekmeden önce? Ben bunu yapamam… Kendi çıkarım ve kolaya kaçmak için ben bunu yapamam. Doğaya saygılı bir çiftçi gibi saygı duyarım geçmişe… Önce sürerim kalbinin topragını narince… Sonra nadasa bırakırım kalbini. Toprak kendine gelinceye kadar beklerim. Hazır olduğunda kokusundan anlatır kendini. Hazırdır artık yeni bir tohuma. Sonra mevsimi gelince tekrar sürerim kalbinin toprağını narince… Ayıklarım taşını, çakılını… Sonra en kaliteli sevgi tohumlarımı serperim kalbinin toprağına. Yağmuru göz yaşım olur. Doğal gübresidir davranışlarım, her türlü yapaylıktan uzak kalarak… Sonra güneşi beklerim baharda, ilk filizlerini okşaması için…

Yoldayım…

Bazı dağların tepesinde kar görüyorum. Kendi kalbimin tepesinden volkanların patladığını unutarak, yola dalıyorum…